Türkiye Cumhuriyeti

Brazavil Büyükelçiliği

Konuşma Metinleri

Büyükelçi Can İncesu'nun Cumhuriyetin İlanının 92. Yılı Vesilesiyle Yaptığı Konuşma , 29.10.2015

Sayın Hükümet Temsilcisi,

Sayın Bakanlar,

Sayın Büyükelçiler,

Sayın meslektaşlarım, değerli konuklar,

Genç Büyükelçiliğimizin düzenlediği ilk Milli Gün davetinde sizlere ev sahipliği yapmak benim için büyük bir onur.

Bugün kutladığımız yıldönümü, Türkiye Cumhuriyetinin 1923 yılında kuruluşunun yıldönümüdür. İzninizle konuyu kısaca hatırlatayım:
O tarihte hala geniş toprakları olan ve sömürgeci güçlerin iştahını kabartan Osmanlı İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşına Almanya ve Avusturya-Macaristan’ın yanında katılmak zorunda kalmıştı.

Her yönden saldırıya uğrayan, yedi cephede birden savaşan ve 1915 Çanakkale savaşlarında olduğu gibi kahramanca mücadeleler veren İmparatorluk, 1918 yılında teslim olmak zorunda kaldı. Ülkenin büyük bölümü işgal bölgeleri olarak paylaşıldı.

1919 yılından itibaren savaş kahramanı Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde bir direniş hareketi ortaya çıktı.  Mustafa Kemal, itilaf güçlerinin esiri olan İmparatorun yetkisinden kendini soyutlayarak Milli Meclisi Anadolu’nun ortasında işgal edilmemiş küçük bir kent olan Ankara’da topladı. Türkiye’nin İstiklal savaşı bu Meclis tarafından yönetildi ve işgal güçlerinin ülkeden ayrılmasıyla sonuçlandı.

24 Temmuz 1923’te Lozan’da barış antlaşması imzalandı. Türkiye Cumhuriyeti, tam olarak 92 yıl önce, yani 29 Ekim 1923’te ilan edildi.

Daha sonra Atatürk soyadını alacak olan Mustafa Kemal, Türkiye’yi modern, o zamanın en ileri hukuk normlarına sahip bir devlet haline getirdi. Örneğin Medeni Kanun, kadın-erkek eşitliğini sağladı. Kadınlara oy hakkı 1934’te, diğer Avrupa ülkelerinin çoğundan önce sağlandı.

O zaman çok cesur bir fikir olan laiklik, 1928 yılında Anayasadan dine yapılan atıfların çıkarılmasıyla birlikte fiilen Anayasaya girmiş oldu.  Laiklik ilkesi 1937 yılında Anayasaya açık biçimde işlendi. Bu ilke bugün hala Anayasanın değişmez ilkelerinden biridir.

Atatürk'e çok şey borçluyuz. Ancak öncelikle borçlu olduğumuz şey, mutlak bir otoritenin tebaası değil, vatandaş olmuş olmamızdır. İstiklal hareketini Milli Meclisin meşruluğu üzerine bina eden, emri altında İmparatorun teslim olmuş olmasını kabul etmeyen bir gönüllüler ordusu bulunan

Atatürk, Osmanlı İmparatorluğu halkının, geri dönülmez biçimde, eşit ve sorumlu vatandaşlardan oluşan bir ulusa dönüşümünü gerçekleştirmiştir.

Gerçekten de vatandaş olmak, haklar sağladığı kadar sorumluluklar da getirmektedir. Bizden başka kimse geleceğimizden, çocuklarımızın ve ulusumuzun geleceğinden sorumlu değildir. Yetkimizi devretmiş olmamız bizi bu sorumluluktan muaf tutmaz. Ülkenin kaderi üzerinde etkili olmak biz vatandaşlara aittir. Bu yalnızca oy vermekle değil, tartışmalara dahil olmakla ve diyaloğu teşvik etmekle olur.

Değerli konuklar,

Takvimden kaynaklanan bir rastlantı sonucu, iki oylama arasındayız: Kongo’da 25 Ekim 2015’te yapılan anayasa referandumu ve Türkiye’de 1 Kasım Pazar günü düzenlenecek olan erken genel seçimler.  

Yeni anayasanın Kongo’ya ve halkına hayırlı olmasını diliyorum. Aynı zamanda geçtiğimiz haftaki olayları artık nihai surette geride bıraktığımızı, bu yılın geri kalanını ve seçimleriyle birlikte 2016 yılını barış ve demokratik gelişme ortamında yaşayacağımızı ümit ediyorum.

Bildiğiniz gibi Türkiye de vahşi terör saldırılarının etkili olduğu zor bir yaz geçirdi.  Pazar günü gerçekleşecek olan seçimlerin, sonuçları ne olursa olsun, bu vebayı kökünden kazımak için gerekli olan siyasi istikrarı sağlaması beklenmektedir. 

Türkiye-Kongo ilişkileri gelişmektedir. Gelişmeyi sürdürecektir. Kurumsal ilişkilerimiz, Karma Ekonomik Komisyonun Ankara’da Nisan ayında gerçekleştirilen ikinci dönem toplantısı ve gelecek ay düzenlenecek olan dışişleri bakanlıkları arasında siyasi istişare toplantısıyla düzenli bir yapı kazanmıştır. Ayrıca ikili ve çok taraflı boyutlarda, örneğin Türkiye’nin G-20 Dönem Başkanlığı kapsamında çok sayıda üst düzey ziyaretimiz oldu. Keza bu yıl TİKA Kongo’daki kalkınma yardımı faaliyetlerine başladı.

Özel sektörde, şu an yaklaşık 300 Türk, Kongolu emekçilerle birlikte el ele Kongo’nun altyapısını inşa etmek için çalışıyor. Bu rakamın  önümüzdeki aylarda 1000, hatta 2000’e çıkmasını bekliyoruz.  Bu vatandaşlarımız bugün burada kalabalık bir heyet olarak temsil ediliyorlar. Mbamou Palace otelinin yeniden inşasından sonra, şimdi Kintele’de çok daha büyük çaplı bir proje başlatıldı. Ancak şirketlerimizin Kongo’ya olan ilgisinin sınırı yok.

Bize düşen, bu şirketlerin kalıcı olarak bu ülkeye yerleşerek, kalkınmasına katkıda bulunmaları için uygun koşulları yaratmaktır.

Katılımınız için tekrar teşekkür ederim.

Yaşasın Türkiye, Yaşasın Kongo, Yaşasın Türk-Kongo dostluğu!